Mehtap Abdi, Bir yürek mesafesi

Neredesin

share on facebook  tweet  share on google  print  

Neredesin

"Sevgiliye mektuplar" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar
Ey gönlümün ışığı, canımın can yangını neredesin? Neredesin ey benim sevdiceğim?

Sensiz, anlamsız bakar gözlerim kâinata bilmez misin? Sensiz bulanık görünür pembe düşleri geleceğin… İçime bir buzul soğukluğu düşer ki sensiz, uzak diyarların özleminde donakalır yüreğim. Ey yolunu yol edindiğim yar neredesin? Senin olmadığın yoksunluklar diyarında vaveyla koparır içim.

Neredesin ey mutluluğum, umudum, uğurum neredesin?

Sen değil miydin zincirlere vurarak mecbur bırakan beni sana? Sen değil miydin boynuma aşkın prangalarını halka halka geçiren ey sevdiğim?

Dermanı bilinmeyen bir derde düşürüp bedenimi, sen değil miydim sırrın peşine düşüren en sevdiğim?

Sen ki ezeli bir arzunun tutuşmuş alevisin içimde… Üzerinden asırlar geçmişcesine büyüyen bir ayrılığın koynunda yitmiş şu mahzun kalbin susuzluğunu görmez misin? Gurbetin taş duvarlarında sıkışmış bedenimin figanı erişmez mi gökler aşıp da sana? Semanın melekleri ciğerimin ağıtlarını huzur ilâhine taşımaz mı ey diriliğim?  
 
Dünya çölüne gönderdiğinden beridir ki dileğimdi mabedine uzanan yol bilmez misin? Tükendim gayrı, soluğuma ayrılığın tahammül vermez hançeri düştü sevdiğim görmez misin?

Ey sevgiliye uzak diyarların hüzünlü yüzü! Durma götür, amansız akan gözyaşlarımı sevgilime… Acının en can alıcı saatlerinde şahidim sen değil misin?

Susma ey hücrelerimi yakan ateşi ayrılığın… Söyle ne vakit son bulur bu yalnızlık mevsimi yüreğimin. Ne vakit açar gül bahçesinin kadife gülü gözlerimde…

Ey yeryüzüne aşkın kokusunu düşüren seher iklimi! Söyle ne zaman konacaksın sisli kapılar ardındaki mahzun pencereme.

İşit beni, ey kudretine kurban olduğum yâr! Cana can arzusu gibi sevdanı arıyorum… Ey hasreti içimi yakan yâr! Seni sende, seni her yerde arıyorum…

Ey pür-ü pak düşlerimin sahibi, işit beni. Ol de ki sen, merhametin saçılsın gökler derinliğinden can evime… Şahidimdir ki arşı alâ, bin parçaya bölünmüşcesine acıyor içim şimdilerde, bedenim dağlanıyor ey yâr, bin mızrap saplanmışcasına her zerresine…

Kanıyor kabuk bağlamaz yaram o günden beri… Hiç dinmeyen bir sızı ki, ciğerimde yandıkça yanan bir kızıl volkan gibi…

Bir tek sen ey sevdiğim! Bir tek senli düşler kurarken yaşama dair sevinç kırpıntıları dökülür dört yanına çehremin… Sana kaçmanın, sana sığınmanın o kaygısız saatlerinde bulurum tesellisini kederimin. Bir tek seni sevenler diyarında açılır karanlık gölgeleri gözlerimin. İste o vakit bir dilek urganında çığlıklar atarcasına çağırır yüreğim seni.

Bin can verircesine uğrunda ey yâr, senden isterim seni! Yokluğunun sıra dikenlerle çevrelediği kurak mevsimlerde mektuplar yazar sana kalbimin paramparça elleri…

Semanın bütün meleklerini hasretime şahit kılarken, bir derin yakarışın sessiz ve yalvaran çığlıklarını taşırım huzuruna…

Ey canımın aydınlığı! Duymuyor musun kalbim feryat figan ağlıyor sana. Duymuyor musun ey gülbaharım! Cılız bir sevdanın kollarında yalvarıyorum, bir deli sevda için sana.  

Yetmez içimi yakan bu ufacık kıvılcımı ötelerin. Sırrına ermedikçe yetmez can hıraş yönelişim sana ey sevdiğim. İliklerime dek sarmadıkça aşkın, sevdan için bin can bağışlamadıkça, yetmez seni seviyorum diye yana yıkıla sana seslenişim.

Ah ne olurdu ey sevdiğim… Ne olurdu, bir tek sen dokunsaydın kalbime ve vazgeçilmezim olsaydın bütün vazgeçilmezlerimi yerle yeksan edecek...  Ömrün dinmeyen kederine salsaydın rahmetin ışıltısını kucak kucak.

Ve sen...

Bir tek sen doldursaydın YÜREĞİMİN uçsuz bucaksız bütün köşelerini... İçim dışım sen olsaydın, bir sende bulabilseydim aşkın kandil kandil geceler aydınlatan çehresini...   

Kömür gözlerimdeki ışığın kokusu sen olsaydın... Sana sunabilseydim sevgi haznemin en katışıksız halini...  

Yarasalara mekân olmus nefs mağarasından çekip çıkaran sen olsaydın içimde gizli aşk madenini...

Teslim yurdunun rengârenk ışıltısını dolasaydın düşlerime... Beni senden ırak koyan çirkinliğimi söküp alsaydın benden bir an önce.

İsmi azamın yürekler titreten sırrı dolsaydı zerrelerime ey sevdiğim… Varlığım sen olsaydın... Yokluğum, senin sırrında dirilmekte...

Ey en sevdiğim! Görmüyor musun ki sana bir kalp kadar yakın diyarlarda yanan bir garipcik var. Dile vuramadığı, söze dokuyamadığı bir kederin, ciğerinde daim kanayan yarası var…

İşit ki acıyla bileşmiş geçmişin sokağından uzatıyorum ellerimi sana ey sevdiğim… Akla zarar kâbuslarımda büyüyen melek kanatlarına iliştirilmiş dualarımı yolluyorum sana.
Bir sen bilirsin, geçmiş zamanların koynunda neler neler söyledi sana bu aciz yürek. Bir sen bilirsin kan damlası gözyaşlarımla yazdığım mektupları sana.

Ey sevdiğim! Söyle kime kaçarım senden başka… Senden gayrı kim sarılır yarama riyasızca. Ümidimin kırılmayan tek yanıydın sen… Sadrım her parçalara ayrıldığında yine ve yeniden sana sığınmışlığımla geldim huzuruna. Işık ışık hayallerimi süsleyen Zat’ını dilemeye geldim senden ey sevdiğim. Aşkınla hemhal olmuş bir kalp dilemek için geldim sana…

Yetmez oldu bu aciz kalbe sevginden bir kırpıntı. Bir sırrın peşine düşüp de geldim sana ey sevdiğim, medet kıl gayrı… Ben ki erişemedim liyakat sancağına, yine gün akşam oldu... Ben ki tutamadım sevdanın kanadına can verircesine, yetiş medet kıl gayrı…

Heyhat!
Uzanamadım sevdana özlemimce, sen eriştir ey sevdiğim… Medet kıl, aşkın üzere can bağışlayan Şemsler gibi olayım…

Bir tek sen diyeyim ey sevgili, bir tek sensin her nefeste yüreğimin dileği.
Medet kıl ki seni can tende iken, geç olmadan bulayım.


Tür : Diğer Tarih : 05.08.2013
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]
Üye Girişi
e-posta
Parola
Beni hatırla
 
Araçlar
       
facebook  googleplus  Twitter  Delicious  Digg this